Başarı gösterişi sevmez. Kendisine layık olanları sever. Hayatım boyunca gördüğüm çok net bir şey var; taklit edilen, yokken var gibi sunulan, temeli çürük ‘başarı’ların hepsi bir noktada oldukça kötü bir şekilde çöker. Başarı, bir ödül olduğu kadar da bir sınavdır. Bana kalırsa, bir insanın hayatındaki en büyük sınavlardan biridir. Zira yanında hediyeler ve zehirler getirir. Yozlaşma, kibir, gösteriş bu zehirlerin başında gelir.
Daha önceki bölümlerde, verimlilik ve sürdürülebilirlikten temel ölçütler olarak bahsetmiştik. Gösteriş, bunların ölümüdür. Görünüm ise, başarının suyudur. Aradaki fark çok basittir.
Gösteriş ve görünüm arasındaki temel fark, amaçları ve hedefleridir. Gösteriş, kişisel bir tatminle yapılır. Başarıya sahip olmak yetmediğinde, onun tatminine de sahip olmak amacıyla sergilenen davranıştır. Gösteriş, başarıyı sömürmektir. Başarı, sömürülmeyi sevmez. Görünüm ise, sunumla ilgilidir. Esasen, kitabımızın en temel vurgularından biri olan kişi ve kurum ayrımı kavramının bireyler üzerinden yansımasıdır bu iki kavram arasındaki fark.
Örneğin, bir iş adamı için; sunum önemlidir. İyi giyinmek, kendini taşımak, doğru bir diksiyonla ve tavırla iletişimini sürdürebilmek, işini ve kalitesini göstermek görünümdür. Kendini gereken yerde, gerektiği şekilde sunar. Gösteriş ise, istenmeyen yerde de sunum yapmaktır. Kaliteli bir mercedes’e binip şık bir takımla toplantıya veya bir etkinliğe katılmak, konumun ve bu düzeyin istediği temel sunumdur. Bir Brabus veya Maserati ile toplantıya gelip moda ikonu gibi ortalıkta gezmek ise gösteriştir. Göze batar, üstelik antipati yaratır. Kişisel tatminden öte bir amaca hizmet etmez.
Elbette, bu uç bir örnektir. Fakat hayatımda bunun daha küçük düzeyde tohumlarını çok kez gördüm. Henüz hiç çalışanı bile yokken yan hak firmalarıyla anlaşma yapanlar, ödüllere para dökenler, bir projede yer aldıktan sonra hemen burnu havada gezmeye başlayan oyuncular, tek yapması gereken fuarlara katılıp satış sürecine odaklanması gerekirken henüz emekleyen firmasını temsilen binlerce euroluk biletler alarak dev bir firmaymışçasına event ve zirvelerde gezenler…
Bu örnekler sayfalar boyunca sıralanabilir. Başarıyı isteyen hemen herkes, başkalarına muhtaçtır, evet ama başkalarına kendinizi nasıl sunduğunuz çok önemlidir. Gereksiz harcamalardan kaçınmak, işlevselliği ön planda tutmak, olmadığınız bir şeye özenerek kendinizi bu tuzağa düşürmemek ve gerekeni gerektiği zamanda göstermek, verimlilik ve sürdürülebilirliğin temeline doğrudan etki eder.
Dolayısıyla gösteriş yapmaktan kaçının, her zaman ise görünür olmaya çalışın. Doğru şekilde, doğru yerde, doğru zamanda…
Her zaman olduğu gibi, buna da gerçek örnekler vermek gerekir.
Sanatçılar bu tuzağın en görünür kurbanlarıdır, çünkü para bir anda gelir ve gösterişin önündeki tüm engelleri kaldırır.
Nicolas Cage bir dönem dünyanın en çok kazanan oyuncularındandı. Bavyera’da şato, New Orleans’ta kendi piramit mezarı, Moğolistan’dan getirilmiş bir dinozor kafatası, onlarca ev... 2009'a geldiğinde yaklaşık 6 milyon dolarlık vergi borcuyla iflasın eşiğindeydi. Mülklerini satıp, sırf borç kapatmak için aldığı filmlere yıllarını verdi. Kazandığı paranın sorunu yoktu. Sorun, o paranın görünüm için değil gösteriş için harcanmasıydı.
Mike Tyson’ın hikâyesi daha sert. Kariyerinde yüz milyonlarca dolar kazandı, kaplanlar besledi, altın kaplama küvetlerde yıkandı. 2003'te iflas başvurusu yaptı. MC Hammer ise 1996'da aynı noktaya geldi. İki yüze yakın kişiyi maaş listesinde taşıyordu, evi başlı başına bir sarayı andırıyordu. Hammer’ın hayatındaki en ilginç detay şu: Gerçekten çok başarılıydı. Ama başarı, onu taşıyacak bir sistem kurulmadan harcandığında bir ödül olmaktan çıkıp bir yüke dönüşüyor.
Kurumlarda da tablo aynı. Sadece rakamlar büyüyor.
WeWork’ün kurucusu Adam Neumann, 2019'da yaklaşık 47 milyar dolarlık değerlemeyle sahnedeydi. Şirket parasıyla alınan özel jet, kendi markasını şirkete satma girişimi, şirketten çok bir hareket gibi anlatılan sahne dili... Halka arz belgeleri açıldığında 2018 zararı yaklaşık 1,9 milyar dolar çıktı. Halka arz iptal oldu, değerleme birkaç ayda yaklaşık altıda birine geriledi.
Elizabeth Holmes’ta ise gösteriş ürünün yerini almıştı. Siyah boğazlı kazaklar, Jobs’tan ödünç imaj, yönetim kurulunda eski bakanlar ve generaller, 9 milyar dolarlık değerleme. Tek eksik çalışan bir teknolojiydi. Theranos kapandı, Holmes mahkûm edildi. Görünüm, arkasında değer olduğu sürece görünümdür. Değer çekildiğinde aynı sunum doğrudan gösterişe dönüşür.
Peki doğrusu ne? Warren Buffett, 1958'de 31.500 dolara aldığı Omaha’daki evde hâlâ yaşıyor. Dünyanın en zenginlerinden biri, fakat harcamasını işine ve doğru yere yapıyor. Apple’ın 1977'deki West Coast Computer Faire’e katılışı da öyleydi. Henüz garajından yeni çıkmış bir şirketti ama fuarın en iyi noktasındaki standı aldı, arkadan aydınlatılmış logosuyla ürününü tanıttı. Bu bir gösteriş değildi. Çünkü harcama, satışın yapıldığı yere, doğru zamanda yapılmıştı ve arkasında satılabilir bir ürün vardı.
Hepsinin ortak noktası harcanan para ya da kullanılan şıklık değil. Fark şurada: Sunum değeri mi taşıyor, yoksa değerin yokluğunu mu örtüyor?




